Anasayfa / Günün Haberleri / Ataol Behramoğlu Cumhuriyet gazetesinden ayrıldı

Ataol Behramoğlu Cumhuriyet gazetesinden ayrıldı



Şair ve yazar Ataol Behramoğlu, 4 Mart 1995’te başladığı Cumhuriyet gazetesindeki köşe yazarlığını sonlandırdığını açıkladı. Yaklaşık 30 yılı aşkın süredir gazetedeki köşesinde yazılar kaleme alan Behramoğlu, okurlarına yayımladığı veda yazısıyla seslendi.

“Başlangıca övgü” başlıklı son yazısında, Cumhuriyet‘teki ilk yazısının 4 Mart 1995 tarihinde yayımlandığını hatırlatan Behramoğlu, o dönemde gazetenin efsane isimlerinden İlhan Selçuk’un kendisine söylediği, “Hayrola, mesleğimizi elimizden mi alacaksın!” sözünü hiç unutamadığını belirten ünlü yazar artık yorulduğunu kaydetti. Behramoğlu’nun o köşe yazısı şu şekilde;

“Demek ki 30 yılı aşkın bir süre geçmiş. “İsmail Beşikçi’yi Ziyaret” başlığını taşıyan bu yazının yayımlanışından birkaç gün sonra gazetenin Cağaloğlu’ndaki merkezinde karşılaştığımızda İlhan Selçuk’un söylediği sözü unutamam: “Hayrola, mesleğimizi elimizden mi alacaksın!”

30 yılı aşkın süredeki köşe yazarlığımda büyük ustanın bu iltifatına layık olmaya çalıştığımı söyleyebilirim.

Söz ondan açılmışken ona ilişkin çok daha önceki yıllardaki bir anımdan söz etmemek olmaz.

1960’lı yılların ikinci yarısında bir zaman olmalı.

Ben 20’li, İlhan Selçuk 40’lı yaşlarımızdayız.

Ankara’da bir akşam, İlhan ağabeyin akrabası olduğunu öğrendiğim Işık Yenersu’nun evinde, yanlış anımsamıyorsam bir doğum günü kutlamasındayız.

Cumhuriyet’te köşe yazılarını okuduğum İlhan Selçuk’la sanırım ilk karşılaşmamız.

Bir ara terasta yan yana geldik.

Ben birçok yaşıtım gibi İşçi Partiliyim.

Orta boylu, şık, mermi gibi sımsıkı bir genç adam olan İlhan Selçuk’un daha çok YÖN hareketinden yana olduğunu düşünüyoruz.

Tartışma nereden başladı, neler konuştuk ne yazık ki anımsamıyorum.

Fakat benim her halde çok hararetlendiğim bir sırada tartışmayı kesmek için söylediği bir söz, şu anda da sözcüğü sözcüğüne aklımdadır: “Şairsek şiirimizi yazalım.”

Sonraki yıllarda ağabey-kardeş yakınlığı içinde olduğumuz, insan olarak da örnek aldığım, sevgili, büyük usta biliyor ki köşe yazılarımın yana sıra şiir yazmayı da hiç aksatmadım.

Fakat artık ikisini yapmaktan da sanırım artık yoruldum.

***

Bunda yine sanırım, kabullenmeye pek yanaşmasam da belli bir yaşa gelmiş olmanın etkisi var.

Geçen yıl geçirdiğim ve aylarca hastane sağaltımına gerek duyulan hastalığın, atlatılmış olmasına karşın süregiden yorgunluğunun da etkisi olmalı.

Yakamı bırakmayacakmış gibi duran şiiri bir yana bırakırsak özellikle köşe yazarlığımla ilgili olarak zihnimde beni tedirgin eden sorular var.

Ben gerçek anlamıyla gazeteci değilim. Gazeteci yazar arkadaşlar, özellikle daha genç kuşaklardan yazarlar, kulislere girip çıkarak, haber izleyerek ve irdeleyerek çok yararlı yazılar yazıyorlar.

Sosyal bilimlerin, ekonominin, iç ve dış siyasetin, sanat ve spor dallarının da çok değerli uzmanlarına sahibiz.

Ben bu alanların hiçbirinde uzman değilim. Şairim. Rus edebiyatı konusunda akademisyen kimliğim ve yapıtlarım var. Bütün bir edebiyat ve özellikle kendi edebiyatımız konusunda kuşkusuz ki bilgi sahibiyim. Ama sadece edebiyat konusunda da her hafta yazılmaz ki. Gazete okuru sizden, ülkede ve dünyada olup bitenler hakkında görüş bekleyecektir. Bunu yapabilmek ise yukarıda sözünü ettiğim özelliklere sahip olmayı gerektiriyor.

***

Diyeceksiniz ki peki 30 yıldır yaptığın neydi?

Buydu. Yani deneme yazarlığıyla siyaset vb. konularda yazmayı bir arada yürütmek.

Her yazının da tıpkı yeni bir şiir gibi yeni ve özgün olması…

Bunu belli ölçüde başarabildiğimi de düşünüyorum.

Fakat bu artık olamıyor ve olamayacağını hissediyorum.

Bu nedenle de çok güçlükle aldığım bir karar da olsa köşe yazarlığıma son vermek gereğini duydum.

Öyleyse yazımın adı neden mi “Başlangıca övgü” oldu?

Çünkü son verdiğim yazarlığım değil, köşe yazarlığımdır.

Zaman zaman beni çok ilgilendiren konularda yazılarımla gazetemizin kapısını elbette çalacağım.

Bu benim yazarlık yaşamımda yeni bir başlangıçtır.

Ülkemiz için asıl büyük başlangıç ise YENİ Parti’nin kuruluşudur.

Bu son köşe yazısını bu başlangıca övgüyle ve ona çok yakışacak bir şiirimle tamamlayalım.

TÜRKİYE, ÜZGÜN YURDUM, GÜZEL YURDUM

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Boynu bükük ay çiçeği

Şiirin ve aşkın geleceği.

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Dağ rüzgârı, portakal balı

Alçakgönüllü, hünerli, sevdalı.

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Yazgısı kara yazılmış gelin

Kurumuş sütü memelerinin.

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Harlı bir ateş gibi derinde yanan

Haramilerin elinde bunalan.

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Güngörmüş, bilge toprağım

Yunus, Pir Sultan ve Nâzım.

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Bozlak, ağıt, halay ve zeybek

Dumanı üstünde ekmek.

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Yüzü kırış kırış anam

Ağlayan narım, gülen ayvam.

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Asmaların üstünde gün ışığı

En güzel geleceğin yakışığı.

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Zinciri altında kımıldayan

Bitecek sanıldığı yerde başlayan”

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir