
Geçmiş yıllarda başarının kulübe sağladığı en önemli sermayelerden biri kredi idi. Bir takım şampiyon olduğunda teknik direktör, futbolcu ve yönetim gelecek sezon bazı hatalar yapabilirdi. Taraftar, geçmiş başarının hatırına belirli bir süre sabrederdi. Galatasaray örneğinde bunun tersini görüyoruz.
Dört yıl üst üste şampiyon olmak, Avrupa’da başarı göstermek bile yönetime yeni sezonda birkaç aylık kredi sağlamıyor!
İlk lig maçında skor kötüleşince tribün doğrudan “istifa” noktasına geliyor.
Türk futbolunda başarı artık sabır biriktirmiyor, beklentiyi büyütüyor!
Her yeni başarı, geçmişin kredisini çoğaltmak yerine yeni zorunluluk yaratıyor. Böyle olunca en küçük aksama bile paniğe, güvensizliğe ve yönetim krizine dönüşüyor…
FENERBAHÇE’YE BENZİYOR AMA…
Galatasaray’ın ruh hali geçmiş yıllardaki Fenerbahçe’yi mi benziyor?
Davranış biçimi aynı, psikolojinin kaynağı farklı. Fenerbahçe tribünleri Nisan-Mayıs 2025’te Kayserispor beraberliği ve Beşiktaş yenilgisi sonrasında “yönetim istifa” diye bağırıyordu. Fakat orada tepkinin arkasında yıllara yayılan şampiyonluk hasreti ve yönetim tartışması vardı.
Galatasaray’da ise tam tersine başarısızlığın değil başarının ürettiği tahammülsüzlük var.
Bu çok daha enteresan.
Fenerbahçe taraftarı “Neden kazanamıyoruz?” diye öfkeleniyordu.
Galatasaray taraftarı ise “Neden sürekli ve kusursuz biçimde kazanamıyoruz” noktasına geliyor.
TRANSFER MESELESİ
Bir başka önemli boyut transfer kültürü.
Galatasaray taraftarının yönetimi eleştirmesinin gerçek bir dayanağı var. Transferlerin gecikmesi sadece tribünün uydurduğu sorun değil. Okan Buruk maçtan sonra hücum hattında oyuncu sayısının yetersiz olduğunu, 10 numara, forvet ve kanat takviyesine ihtiyaç bulunduğunu ve bunların acilen yapılması gerektiğini söyledi.
Dolayısıyla taraftar eleştiride haklı olabilir ama mesele tepkinin ölçüsü…
Bugünün taraftarı transfer dönemini de ayrı bir lig gibi yaşamaya başladı.
Rakibiniz yıldız aldıysa siz maç kaybetmiş gibi hissediyorsunuz!
Rakibiniz üç transfer yaptı, siz bir transfer yaptıysanız skor sanki 3-1.
Futbolcu henüz sahaya çıkmadan sosyal medyada transfer şampiyonluğu başlıyor. Böylece takımın gerçek başarısının yerini giderek beklentinin başarısı alıyor…
TARAFTARDAN MÜŞTERİYE
Bence asıl tartışılacak yer şurası.
Modern futbol taraftarı aynı anda üç kimliğe sahip:
Taraftar, müşteri ve jüri…
Forma alıyor, kombineye ciddi para ödüyor, yayın paketine para veriyor. Bunun karşılığında da kulübünden sürekli daha iyi “ürün” talep ediyor.
Günümüzde ıslık, yalnızca kötü futbola verilen tepki değil; taraftarın destekleyen özne olmaktan çıkıp kulübü sürekli yargılayan bir otoriteye dönüşmesinin de işareti. Örneğin, Şahan Gökbakar…
Sosyal medya bunu daha da sertleştiriyor. Eskiden tribündeki öfke 90 dakika sonra dağılabiliyordu. Şimdi maçtan önce başlayan “transfer nerede” tartışması, maç sırasında tribüne taşınıyor, maçtan sonra birkaç saat içinde binlerce paylaşım tarafından büyütülüyor…
Nitekim Galatasaray’daki transfer protestosu Çorum maçında başlamadı, Rennes ve Villarreal hazırlık maçlarında da yönetim transferlerin gecikmesi nedeniyle protesto edildi.
Çorum maçı bir sebep değil, tetikleyici…
TÜRK TARAFTAR SORUNU
Sorun sadece “taraftar çok sabırsız” değildir, bu yanlış okuma olur. Çünkü bu kültürü yalnız taraftar üretmiyor.
-Kulüp başkanları sürekli büyük yıldız vaat ediyor.
-Medya transferi futbolun önüne geçiriyor.
-Sosyal medya her gün yeni kriz yaratıyor.
Rakip taraftarla rekabet 90 dakikadan çıkıp yılın 365 gününe yayılıyor. Kulüplerde başkanlık seçimleri transfer üzerinden kazanılıyor.
Sonuçta Türkiye’de futbol kültürünün tehlikeli bir bölümü şu mantığa teslim oluyor:
Galibiyet normaldir, beraberlik krizdir, mağlubiyet ihanettir.
İşte Galatasaray-Çorum FK gecesinin bence asıl önemi burada:
Dört yıl üst üste şampiyon olmuş takımın taraftarı daha sezonun ilk maçında yönetimi istifaya çağırabiliyor ise, sorun yalnız Dursun Özbek’in transfer politikası değildir.
Ortada başarıyı çok çabuk tüketen futbol kültürü vardır.
Türk taraftarı başarısızlığa tahammül edemiyor sanıyorduk. Galatasaray tribünü başka bir soruyu ortaya çıkardı:
-Acaba artık başarıya da tahammül edemiyor muyuz?
Çünkü başarıyı yaşamak yerine, hemen bir sonrakini talep ediyoruz…
Mehmet Ali Gürbüz
Odatv.com






