Anasayfa / Günün Haberleri / Almanya’da IŞİD canileri yargılanıyorsa, Madımak katilleri neden yargılanmıyor?

Almanya’da IŞİD canileri yargılanıyorsa, Madımak katilleri neden yargılanmıyor?


13 Temmuz 2026 tarihinde Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi, Ezidi halkına karşı işlenen suçlarla ilgili tarihsel öneme sahip bir karara imza attı. Mahkeme heyeti, IŞİD üyesi Twana H. S.’yi ömür boyu hapis cezasına, Asia R. A.’yı ise 9 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Sanıkların, IŞİD üyesi oldukları dönemde 5 ve 12 yaşlarında iki Ezidi kız çocuğunu köleleştirdikleri, zorla çalıştırdıkları, ağır şiddet ve istismara maruz bıraktıkları, Ezidi inançlarını yaşamalarını yasakladıkları mahkeme kararıyla ortaya konuldu.

Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi bu suçları yalnızca bireysel eylemler olarak değerlendirmedi; IŞİD’in Ezidi toplumuna yönelik soykırım politikasının bir parçası olarak ele aldı. Irak ve Suriye’de Ezidilere karşı işlenen suçlar, yıllar sonra Almanya‘da yargılandı ve failleri ağır cezalara çarptırıldı.

Almanya’da IŞİD canileri yargılanıyorsa, Madımak katilleri neden yargılanmıyor? - Resim : 1

Bu karar, Almanya’nın kendi sınırları dışında işlenen uluslararası suçları da yargılayabildiğini ortaya koydu. Bu yargılama evrensel yargı yetkisinin işletilmesi bakımından tarihsel bir öneme sahiptir. Ancak tam bu noktada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkmaktadır:

Irak ve Suriye’de Ezidilere karşı işlenen soykırım suçları Almanya’da yargılanabiliyorsa, 33 aydın ve sanatçının yakılarak katledildiği Madımak Katliamı’nın katilleri evrensel hukuk kapsamında neden yargılanmıyor?

Almanya’da IŞİD canileri yargılanıyorsa, Madımak katilleri neden yargılanmıyor? - Resim : 2

Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden geçen onlarca yıla rağmen adalet mücadelesi sürerken, Alman yargısının çifte standartlı tutumu ve firari sanıkların bu ülkedeki varlığı hatta korunması, sorunun uluslararası bir adalet krizine dönüşeceğini gösteriyor.

***

Madımak Katliamı’nın ardından çok sayıda firari sanığın Almanya’da yaşadığı tespit edilmişti. Konu hakkında 1993’ten bu yana Almanya’daki firari katliam sanıklarının takibinde olan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Onursal Başkanı Turgut Öker şu bilgileri veriyor:

“Benim Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanlığı yaptığım dönemde bu konuyu bizzat dönemin Almanya İçişleri Bakanı Otto Schily ile yaptığımız görüşmede gündeme getirdik.

Mannheim’da işyeri bulunan Madımak sanıklarından Muhammet Nuh Kılıç’ın işyerinin önünde eylem yaptık. Yarattığımız kamuoyu baskısı sonucu işyerini terk etmek zorunda kaldı.

Madımak davasının firari sanıklarından Vahit Kaynar, Almanya’dan Polonya’ya geçerken Polonya-Almanya sınırında yakalandı. Kırmızı bültenle aranmasına rağmen iade sürecindeki gecikmeler sonucu serbest kaldı ve yeniden Almanya’ya dönerek kayıplara karıştı. Bu olay, Madımak sanıklarının Almanya’daki varlığının bir iddia değil, somut bir gerçek olduğunu ortaya koydu.

Bu sürecin hukuki takibi için, konuya duyarlılığını bildiğimiz Avukat Mahmut Erdem’i görevlendirdik. Madımak katillerinin Almanya’daki izlerini ve hukuki süreci yıllarca takip etti.

Yıllar sonra Av. Mahmut Erdem’e Nürnberg Başsavcılığı tarafından gönderilen dosya içinde Murat Songur’a ait sicil kaydı çıktı: BYLKGD 124243:1601

Bu numara, onun Alman istihbaratında (BND) kayıtlı olduğunu kanıtlıyor.

Bir katliam sanığının yıllarca Almanya’da korunması, Türkiye’ye iade edilmemesi ve üstelik ödüllendirilmesi ancak örgütlü bir mekanizmayla açıklanabilir. Bu kayıt, Madımak’ın uluslararası boyutunu tüm çıplaklığıyla gösterir.

Yani bir Madımak sanığı, Almanya’da yargılanmak yerine Alman güvenlik ve istihbarat mekanizmasının bilgi kaynağı haline getirildi. Katliam sanığı adaletin önüne çıkarılacağı yerde korunmuş ve ajan için kullanılmıştır.

Bu ilk örnek de değil. Alman istihbaratı yıllardır Türkiye’den kaçan radikal unsurlara kucak açtı. “Kara Ses” Cemalettin Kaplan’a statü verdi, yayın kanalı tahsis etti. Açıkça hilafeti ilan etmesine rağmen “demokratik hak” diyerek göz yumdu.

Yaklaşık 15 Madımak sanığı da kendiliğinden Almanya’ya gitmedi. Orada iş yeri açmadı, camilerde imamlık yapmadı. Tıpkı FETÖ’ye, Kara Ses’e ve diğer irticacı yapılara sağlanan lojistik ve hukuki koruma gibi, bunun arkasında da planlı, uluslararası bir mekanizma var.

Farklı maskeler taksalar da FETÖ’nün de, Kara Ses’in de, Suriye’yi kana bulayan çetelerin de, Madımak katillerinin de buluştuğu yer aynıdır: Yabancı istihbarat servislerinin kucağı.

Hakikat sadece görünen faillerle sınırlı değildir. Asıl hakikat, bu büyük planı yürütenlerin, yönlendirenlerin, koruyanların ve yıllarca dosyaların üzerini örtenlerin ortaya çıkarılmasıyla yazılacaktır.”

İrticacı güruh tarafından Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli yakılarak 33 aydın ve sanatçının katledilmesi, Türkiye tarihinin en karanlık sayfalarından biridir. Aradan geçen onlarca yıla rağmen Türkiye’de adaletin yolları siyasallaşmış yargı aracılığıyla tıkanmıştı.

Hatırlanacağı üzere 15 bin katılımcının tespit edildiği lakin sadece 150 sanığın yargılandığı Sivas Katliamı davası 13 Mart 2012’de zaman aşımından düşürüldüğünde, dönemin Başbakanı R.T Erdoğan “Karar milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” demişti.

Türkiye’de iki hafta önce beklenmedik bir zamanda iç hukukta yeni bir gelişme yaşandığı haberi Madımak şehitlerinin ailelerini ve Alevileri ‘nihayet adalet yerini bulacak’ diye umutlandırdı. Oysa edindiğim bilgilere göre Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) böyle bir kararının olmadığı yönünde.. AYM’nin sitesinde Madımak Katliamı ile ilgili ‘yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğini’ dair bir karara da bulunmamaktadır.

***

Alevi kamuoyu tarafından Ezidi toplumunun uluslararası düzeyde adalet mücadelesindeki kararlılığı örnek alınmalıdır. Türkiye yargısı ve Alman yargısı nezdinde “Evrensel Yargı Yetkisi” ilkesini zorlayacak, nitelikli hukuk birimleri oluşturulmalı ve demokrasi güçleriyle birlikte sürecin yeniden başlatılması için acilen girişimlerde bulunulmalıdır.

Yazar Hüseyin Edemir’in dikkat çektiği üzere, Madımak katilleriyle ilgili adaletin geciktirilmesinde ve üzerinin örtülmesinde Almanya’nın üstlendiği rol göz ardı edilemeyecek bir boyuttadır. 1990’lı yılların ortalarından itibaren Türkiye’de “firar” eden sanıkların önemli bir kısmı Almanya’ya sığınmıştır.

Edemir’in firari sanıklar ve Almanya’daki yapılanmalarına ilişkin ortaya koyduğu veriler durumu somutlaştırmaktadır:

Zamanında Alman hükümetinin 24 olarak duyurduğu firari sayısı, açıklama yapılmaksızın 11’e indirilmiştir. Resmi kayıtlara göre katliamda doğrudan parmağı olan veya organizatör konumunda bulunan en az 9 fail güncel olarak Almanya’da ikamet etmektedir.

Murat Songur: Daha önce Almanya’da yaşayan Murat Songur, 2 Temmuz’da Sivas’ta elinde benzin bidonuyla katliamın en önünde görüntülendi. Gözaltına alındı, 2-3 gün sonra serbest bırakıldı ve Almanya’ya döndü. Firari sanık Murat Songur’un, Bavyera Eyaleti Anayasayı Koruma Teşkilatı’nda (LfV) “P011” sicil koduyla istihbarat elemanı olarak çalıştırıldığı belgelenmiştir. Ayrıca Bavyera eyaletince özel oturum izni verildiği de tespit edilmiştir.

Muhammed Nuh Kılıç: Mannheim’daki döner dükkanı deşifre olunca iş yerini devretmiş, Türk vatandaşlığından çıkarılmadan Alman vatandaşlığına geçirilmiş ve bölgede radikal bir tarikat yapısının liderliğini üstlenmiştir. Hatta Almanya’da basına verdiği demeçlerde Madımak katliamını savunmaktan çekinmemiştir.

Vahit Kaynar: Berlin’de restoran ve pazarlama şirketi işletmiştir. 2011’de Polonya sınırında Interpol aramasına takılmasına rağmen, Alman Konsolosluğu’nun araya girip “vatansız” statüsü öne sürmesiyle Türkiye’ye iadesi engellenmiş ve Almanya’ya geri getirilmiştir.

Adem Ağbektaş, Etem Ceylan, Sedat Yıldırım ve Diğerleri: Sığınma başvuruları reddedilmesine rağmen itirazlarla oturum hakkı elde etmiş, izlerini kaybettirmiş ya da koruma altında yaşamlarına devam etmişlerdir.

Katliamın 1 numaralı sanığı Cafer Erçakmak örneğinde görüldüğü üzere, yıllarca yurtdışında sanılan faillerin Türkiye’de elini kolunu sallayarak yaşadığının anlaşılması ise sürecin her iki ülke ayağındaki samimiyetsizliği özetlemektedir.

Sol Parti Milletvekili Gökay Akbulut ve eski milletvekili Mehmet Kılıç’ın Alman Federal Meclisi’ne sunduğu soru önergelerine verilen geçiştirici yanıtlar, CDU/SPD hükümetleri döneminde bu failler hakkındaki bilgilerin meclisten ve kamuoyundan karartıldığını raporlamaktadır.

***

Anlaşılıyor ki Maraş’tan Çorum’a, Sivas Madımak’a kadar yapılan katliamların hiçbiri durup dururken gerçekleştirilmedi. Türkiye’de Alevilere yönelik bu barbarca saldırıların taşları uluslararası istihbarat teşkilatlar tarafından döşendi. Provokasyonlar yapıldı. MİT ile Kontrgerilla’nın ve CIA ile BND başta olmak üzere uluslararası istihbarat örgütlerinin bu süreçlerdeki rolü, yeni kuşakların bilmesi gereken tarihsel bir gerçekliktir.

İnsanlık suçunu işleyen failin kimliğine veya kurbanların kim olduğuna göre hukukun eğilip bükülmesi kabul edilemez. Bir insanlık suçunun faillerini istihbarat aparatı olarak kullanmak ya da saklamak, o suça ortak olmaktır. Türkiye’de zamanaşımı kararlarıyla kapatılan dosya; Almanya’daki bu koruma zırhı kırılmadığı ve failler yargı önüne çıkarılmadığı sürece insanlığın vicdanında kanayan bir yara olarak kalmaya devam edecektir.

Bugün Avrupa Alevi hareketinin yöneticileri, Madımak katillerinin Almanya’da yargılanmasına yönelik kuracakları diplomatik ilişkiler, hukuki mücadele, imza kampanyaları ve kitlesel gösterilerle gündemde tutmayı birincil görev olarak görmek zorundadır. Türkiye’de de yargılamanın yeniden başlaması yönelik Alevi demokratik kitle örgütlerinin görevi sistemli bir çalışmayla toplumu harekete geçirmektir. Bunun için kamuoyu oluşturarak insan hakları örgütlerini, sendikaları, siyasi partileri, parlamenterleri ve vicdan sahibi herkesi bu mücadelenin parçası haline getirmelidir. Tüm demokrasi güçlerinin de bu mücadelede yer alarak desteklemesi tarihsel bir sorumluluktur.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir