
MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın Dayanakları” üzenine gazetemiz Türkgün gazetesine röportaj verdiği. MHP Genel Başkan Başdanışmanı Prof. Dr. Muhammet Hanifi Macit’e yaptığı açıklamalarda “Türk ve Türkiye Yüzyılı tasavvuru öncelikle kadim hikâyemizin bundan sonraki halkası, Cumhuriyet ile başlayan modern devlet yapımızla var oluşumuzun ikinci yüzyıldaki beyanıdır. Cumhuriyetimizi gelecek yüzyıllara, daha ilerisinde bin yıllara taşıyacak düşüncenin temellendirilmesi ve alt yapısının oluşturulmasıdır” dedi.
TÜRK VE TÜRKİYE YÜZYILI: DÜNYA NEREYE GİDİYOR, BİZ BUNUN NERESİNDEYİZ
“Bozulan her düzen, inşa edilmeye çalışılan her nizam içerisinde çeşitli riskler barındıracağı gibi fırsatları da ihtiva eder” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “’Türk ve Türkiye Yüzyılı’, yeniden inşa sürecinin nasıl bir fırsata çevrileceğinin mantığını ve genel çerçevesini bize verir. Bu anlamda bütün dünyadaki gelişmeleri doğru okumalı ve kendimizi buna hazırlamalıyız. Dünya nereye gidiyor ve biz bunun neresindeyiz? Durduğumuz yeri çok iyi bilmeliyiz“ diye ifade etti.
TÜRKÇE DÜNYA KURMA İDEALİ: TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATININ ATTIĞI ADIMLAR
“Değişen, dünya, bölge ve ülke gerçekleri ile yeniden şekillenen düzen anlayışları bizim de çağın ruhuna uygun bir konumlandırma yapmamızı gerekli kıldığını“ ifade eden Bahçeli, “’Türkçe Dünya Kurma İdeali’ bütün diğer dayanakların çatı kalıbı ve yüksek idealimizdir. Dünyayı Türkçe okumak, değerlendirmek ve anlamlandırmak ancak ortak kavramlar hazinesine sahip olmakla mümkün hale gelir. Diller milletlerin karakterlerinin, duyuş ve düşünüş biçimlerinin anahtarlarıdır. Türk Devletleri Teşkilatının dil konusunda attığı adımlar hiç kuşkusuz bir Türk dünyası inşası açısından okunmalıdır“ dedi.
“‘LİDER ÜLKE TÜRKİYE’, ‘SÜPER GÜÇ TÜRKİYE’ DÜŞÜNCELERİMİZ ZAMANIN RUHUYLA YENİDEN YOĞRULMAKTA”
1990’lı yılların başında Milliyetçi Hareket ve Milliyetçi Çizgi gazetelerine verdiği mülakatlar ve “Lider Ülke Türkiye”, “Süper Güç Türkiye” idealleri hatırlatılan Bahçeli “Türk ve Türkiye Yüzyılı” tasavvurunun kavramsal çerçevesi hakkında şunları söyledi:
“Geçmişte çeşitli zamanlarda Türkiye ve Türk milleti adına ifade etmiş olduğumuz birçok düşünce bugün realiteye dönüştüğü gibi yine birçok gelişme de devletimiz ve milletimizin geleceği için yeni eşikler oluşturmuştur. Hayat durağan bir şey değildir. Her şey gelişmeye açık olduğu gibi bizim “Lider Ülke Türkiye”, “Süper Güç Türkiye” düşüncelerimiz de kendi seyr ü sülûku içinde ve zamanın ruhuyla her daim yeniden yoğrulmaktadır. Değişen, dünya, bölge ve ülke gerçekleri ve yeniden şekillenen düzen anlayışları bizim de çağın ruhuna uygun bir konumlandırma yapmamızı gerekli kılmıştır. Bu, “Türk ve Türkiye Yüzyılı” tasavvurudur. Bozulan her düzen, inşa edilmeye çalışılan her nizam içerisinde çeşitli riskler barındıracağı gibi fırsatları da ihtiva eder. “Türk ve Türkiye Yüzyılı” tam da bu yeniden inşa sürecinin nasıl bir fırsata çevrileceğinin mantığını ve genel çerçevesini bize verir. Bu anlamda bütün dünyadaki gelişmeleri doğru okumalı ve kendimizi buna hazırlamalıyız. Dünya nereye gidiyor ve biz bunun neresindeyiz? Durduğumuz yeri çok iyi bilmeliyiz.”
“TÜRK VE TÜRKİYE YÜZYILI, CUMHURİYETİMİZİ GELECEK YÜZYILLARA, BİN YILLARA TAŞIYACAK DÜŞÜNCENİN ALT YAPISININ OLUŞTURULMASIDIR”
Öte yandan “’Türk ve Türkiye Yüzyılı’ tasavvuru öncelikle kadim hikâyemizin bundan sonraki halkası, Cumhuriyet ile başlayan modern devlet yapımızla var oluşumuzun ikinci yüzyıldaki beyanıdır. Cumhuriyetimizi gelecek yüzyıllara, daha ilerisinde bin yıllara taşıyacak düşüncenin temellendirilmesi ve alt yapısının oluşturulmasıdır” diyen Bahçeli, “Burada ilk olarak ‘Devlet’ tasavvurumuzu ve devletin temel dayanaklarının ne olduğuna ilişkin düşüncelerimizi açıklamaya, ‘Biz devletten ne anlıyoruz?’ sorusuna cevap vermeye ihtiyaç vardır” şeklinde konuştu.
“‘DEVLET’ DENİLDİĞİNDE AKLIMIZA GELEN İLK ŞEYLERDEN BİRİ HİÇ ŞÜPHESİZ KANUN, HUKUK VE DÜZEN KAVRAMLARI”
“Devletin bir gereklilik ve değer olarak kabulünün çok sağlam felsefi dayanakları bulunmaktadır” diyen Bahçeli “Kuşkusuz bu iki doğal duygunun korunması için müesseseleşme bir düzen ve intizamın tesisini gerekli kılar. Devlet, düzene dayalı yaşayış biçimini organize eden kişiliktir. Bu nedenledir ki ‘devlet’ denildiğinde aklımıza gelen ilk şeylerden biri hiç şüphesiz kanun, bir başka ifade ile hukuk ve düzen kavramlarıdır. Devlet, düzenin kurulması, yani barış ve huzurun tesisi için hukuk ve kanunları uygulayacak organların bütünlüğüdür.”
“HUKUK VE ADALET; DEVLETİN HEM VARLIK NEDENİ HEM MEŞRULUK ARACI HEM DE ELİ, KOLU VE SİLAHIDIR”
Adalet ve hukuk kavramlarına dair ise şunları söyledi: “Devlet, vatandaşlarını sadece dıştan gelen tehlikelere karşı korumaz, aynı zamanda içten gelecek saldırılara karşı da korur. Çünkü bir kişinin can ve mal güvenliği aynı toplum içindeki başka kişiler tarafından da sarsılabileceği gibi kişi hak kaybına, onur, haysiyet ve şerefine yönelik saldırılara da maruz kalabilir. Devletin bu düzeni sağlarken ilk amacı, adalet ilkesini gerçekleştirmektir. Adaletin, adaletsizliğin düşmanı olduğu, adaletin tesisinin devletin çekirdeğini meydana getirdiği tarihsel bir hakikattir.
Hukuk ve adalet; devletin hem varlık nedeni hem meşruluk aracı hem de eli, kolu ve silahıdır. Hukuk ve adaleti devletin hem varlık sebebi hem de meşruluk aracı olarak ele alırken bu konudaki ahengin sağlanmasında çok hassas olmak lazımdır.
“HALK, KENDİSİNE DEVLETİN ADİL DAVRANDIĞINA İNANMAZSA SİSTEME AMA BAĞLILIK SAĞLANMAZ”
Şöyle ki; halk, kendisine devletin adil davrandığına inanmazsa, o zaman koruma görevini yerine getirmek amacıyla kurulmuş olan bir sisteme itaat sağlanır, ama bağlılık sağlanmaz. Bu bir gerçekliktir. Bağlılığın sağlanamadığı bir toplumsal ve siyasal ortam ise en küçük bir istikrarsızlıkta ciddi düzeyde kırılganlaşır. Ardından devlet yapısı dejenere olur. Sistemde aksaklıklar yaşanmaya başlanır. İşte bu nedenle böyle bir sarsılmaya meydan vermemek için devletin adaleti gerçek anlamda tesis etmesi gerekir.”
Bahçeli şunları söyledi: “Tarihin eski dönemlerinden beri devlet, bizde ‘baba’ figürü olarak algılanmıştır. Bu algı, Türklerde devletin ne kadar önemli olduğunun göstergesidir. Baba, varlık sebebi olmanın yanında koruyan, kollayan, besleyen, büyüten, her zaman ailesinin iyiliğini düşünen, ona öncü olandır. Devlet de Türk milleti için böyle bir anlam taşımaktadır. Kadim devlet felsefemizde toplum düzeninin sağlanmasına, huzurun ve refahın olmasına, yoksulluğun giderilmesine, yönelik vurgularda bulunulurken bu vurgular büyük çoğunlukla devlet kavramıyla birlikte yapılmıştır.”
TÜRK VE TÜRKİYE YÜZYILININ İLK DAYANAĞI ‘TÜRKÇE DÜNYA KURMA’
‘Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın dayanaklarından ilkinin ‘Türkçe Dünya Kurma İdeali’ olduğunu söyleyen Bahçeli, “’Türkçe Dünya Kurma İdeali’ bütün diğer dayanakların çatı kalıbı ve yüksek idealimizdir” diyerek konuyu üç maddede açıkladı.
‘Ortak Bir Töre İnşa Etmek’ maddesinde “Töre, Türklerin yazısız hukuk kurallarıdır ve Türklükle yaşıttır, bunun için kadim bir tecrübenin varlığıdır” diyen Bahçeli, “Devlet, gücünü töreden alır. Devlet düzenini töre sağlar. Devlet veya ülke bırakılsa bile törenin asla bırakılamayacak olmasının nedeni, törenin kaybedilmesi durumunda devletin de ülkenin de zaten kaybedilecek olmasıdır” dedi.
TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI VE TÜRK DÜNYASI 2040
Bahçeli “Türk Devletleri Teşkilatı yukarıda zikredilen tarihsel bağlamı gündemine almalı ve ortak bir tasavvuru varoluşunun temel dayanağı olarak görmeli ve uygulamalıdır. Özellikle Türk Dünyası 2040 Vizyonu Belgesi ifade etmiş olduğumuz bağlamıyla memnuniyet vericidir” şeklinde konuştu.
TÜRK ESTETİĞİ VE SANATI
‘Kültür ve Sanat, Dil ve Edebiyat’ başlığında ise “’Türk Dünyası’nı oluşturan Türk boyları ve akraba topluluklarının ortak kültür mirasları ve sözlü edebiyat ürünleri ‘Türk Dünyası Kültürü’nü meydana getirir. Sanat da bu kültürü meydana getiren önemli miraslardan biridir” derken, “Türk estetiği ve sanatıyla ilgili Türk Devletleri Teşkilatı’nın ortak sanatsal etkinlikleri çok daha fazla artırması kuşkusuz önemlidir. Çünkü ortak hafıza, anılar, tecrübeler ve değerlere en kısa ve en güçlü ulaşabilecek form sanatta gizlidir” ifadelerini kullandı.
MACARİSTAN’DAN MOĞOLİSTAN’A KADAR ‘TÜRK DÜNYASI EDEBİYATI’
‘Dil ve Edebiyat’ maddesinde ise “Türkçe dünya kurmak yüksek idealimizin en önemli eşiği şüphesiz ortak alfabedir” diyen Bahçeli, “Türk dünyasının yayıldığı coğrafya oldukça geniştir; batıda Macaristan, doğuda ise Moğolistan’a kadar uzanır. ‘Türk Dünyası Edebiyatı’ denildiğinde de bu coğrafyada yaşayan Türk halkının oluşturmuş olduğu edebiyatı kastetmekteyiz” dedi. Bahçeli “Türk dünyası edebiyatı denildiğinde akla Kırgız, Özbek, Azeri, Türkmen, Tatar Türklerinin oluşturmuş oldukları edebiyat gelmektedir. Buralardaki çağdaş edebiyat ile Türkiye’deki edebiyat arasında sıkı bir ilişki vardır ve bu, dikkate alınması gereken bir gerçekliktir” diye konuştu.
Odatv.com






