Bizler Atatürk’ü vazgeçilmez bir kimlik kartı gibi yakamıza astığımız günden beri, her şeye rağmen umudumuzu yitirmiyor; Cumhuriyetin kazanımlarını altın bir anahtar gibi, ata yadigarı bir mücevher gibi boynumuza taktığımız günden beri yolların daha ışıklı, sabahların daha aydınlık, umutların hiç solmadığına inanan kuşaktanız…
Sırayla gidersek güreşten yüzmeye, okçuluktan tenise, jimnastikten haltere, basketboldan voleybola, bokstan tekvandoya; Olimpiyat, Avrupa ve Dünya şampiyonalarında çıktığımız zirvelere, kırdığımız rekorlara, açtığımız parlak sayfalara, yakaladığımız başarılara, aldığımız madalyalara ve her gün biraz daha artan, fark edilir olan görünürlüğümüze bakalım…
Bunlar tesadüf olabilir mi?
Asla. Temelinde yatan nedir? Kurumsal kimlik, alınan eğitimler, altyapı, yapılan yatırımlar, oturan sistem, yetenek, azim, kararlılık, öz güven, sabır, dayanıklılık, vazgeçmeme, mücadele azmi vb.
Spordaki başarılarıyla hayal kurduran, yön çizen, rol model olan, ilham veren, örnek olan kadınlarımızın kalibresini ve kalitesini ölçecek terazi dünyada çok olmasına rağmen bizde ne kadar var, bilmiyorum.
Onların bazen sınırlı ve kısıtlı olanaklarıyla sınırsız hayallerini, deneyimlerini, altyapılarını, çalışma tempolarını, özverilerini, uyumlarını, heyecanlarını, dinamizmlerini, enerjilerini, disiplinlerini, öz saygılarını, emeklerini, çabalarını, unutulmaz başarılarını değerlendirecek kurum ve kuruluşlar gereğini yapıyorlar mı, onu da bilmiyorum.
Bildiğim o ki sporcu kadınlarımız başarılarıyla umutsuzluğumuzu, karamsarlığımızı biraz olsun aşmamıza yardımcı oldular.
Yine başka bir şeye daha neden oldular. O da şu: Onların yaptıklarını kabullenebilmek için gözü tok, kibirli olmayan, eşitlikten yana olan, öfkesini içinde tutan, sık sık had bildirmeye kalkmayan, çemkirmeyen, bağırıp çağırmayan, yoklukla varlık arasındaki kalın çizgiyi gören, görebilen, varlıkta yokluğu, yoklukta varlığı iyi hesap edebilen yönetici ve yetkililere gereksinim duyduğumuzu bir kez daha hatırlattılar. Böylece kaba, sert, kuru, soğuk davranış kalıplarının geçerli olmadığını, olamayacağını kanıtladılar…
Özetle sözlerimi noktalarken derim ki: Onlara duyduğumuz gönül borcunu ayrı bir yazı konusu yapmasaydım hissettiklerim eksik kalırdı, bir…
Maçların bitiminde ekvator sıcaklığındaki gülüşleriyle ve birbirlerine sarılarak ağlayışlarıyla insanın içini eriten, gözlerini dolduran başarılı sporcularımızı bir kalemin yazabileceği en sıcak, en dost sözlerle selamlamasam içimden geçenler noksan kalırdı, iki…
Değerli okurlarım; bu yazımı ülkenin geneline bakınca bir iç çekiş ve iç döküş, Atatürk’ün kızlarına da sesli sedalı bir alkış sayarlarsa sevinirim, üç…





