Dünya tarihine yön veren İpek Yolu ve Baharat Yolu’nun ardından, coğrafyamızın mutfak hafızasını şekillendiren yeni bir hat gündeme taşındı: Yoğurt Yolu. Malatya Gastronomi Festivali kapsamında düzenlenen “İpek Yolu’nun Malatya Durağında Tahıl ve Yoğurdun Serüveni” başlıklı söyleşide konuşan gastronomi araştırmacısı ve yazar Süleyman Dilsiz, 18 yıldır sürdürdüğü araştırmaların detaylarını paylaştı.

Süleyman Dilsiz

Süleyman Dilsiz’in kaleme aldığı Yoğurt Uygarlığı kitabı.
Malatya gönüllüsü ve eski Valilik Basın Halkla İlişkiler Müdürü Halil İbrahim Kılıç ile birlikte gerçekleştirilen söyleşide, tarih boyunca ticaret yollarından yalnızca kumaş veya değerli madenlerin geçmediği; hayvancılık, fermantasyon teknikleri, tahıl bilgisi ve mutfak geleneklerinin de bu rotalar üzerinden taşındığı vurgulandı.

“BAZI YOLLAR HARİTADA GÖRÜNMEZ, SOFRAYA GELİR”
Klasik tarih anlatısına gastronomik bir yaklaşım getiren Süleyman Dilsiz, Yoğurt Yolu fikrini şu sözlerle aktardı: “İpek Yolu’nu ve Baharat Yolu’nu hepimiz biliyoruz. Ben 18 yıldır başka bir yolun peşindeyim: İddiam odur ki Yoğurt Yolu diye bir yol daha var. Üstelik bu yol haritada değil, mutfakta bulunuyor. Orta Asya’dan Anadolu’ya geliyor, Malatya’da ekmeğe bandırılıyor, ayrana karışıyor. Çorba oluyor, ana yemeklerin baş tacı, mezelerin vazgeçilmezi acı ayran oluyor! Bazı yollar haritada görünmez. Ama sofraya oturduğunuzda önünüze gelir.”
İPEK YOLU’NDAN SADECE İPEK Mİ GEÇTİ?
Dilsiz’e göre Yoğurt Yolu, yeni bir fiziksel ticaret güzergahı çizmekten ziyade yoğurdun üretim bilgisini, saklama yöntemlerini ve kültürel belleğini izleyen kavramsal bir gastronomi rotası.
Söyleşide, İpek Yolu coğrafyası boyunca süt üretim teknolojileri, maya kültürü, ekmek yapımı ve tahılın kullanım biçimlerinin toplumlardan toplumlara aktarıldığı kaydedildi. Bu dolaşımın merkezinde yer alan Malatya ise tarih boyunca farklı yolların kesişim noktası olması sebebiyle gastronomi turizminde ürünlerin tarihsel dolaşımı üzerinden yeni bir anlatı sunma potansiyeline sahip.
“EKMEK VE AYRAN BİR UYGARLIK BELLEĞİDİR”
Söyleşinin odak noktalarından biri de tahıl ile süt ürünlerinin Anadolu mutfağındaki köklü kesişimi oldu. Ekmek binlerce yıllık tarım ve tahıl kültürünü temsil ederken; yoğurt ve ayran hayvancılık birikiminin gündelik hayattaki karşılığı olarak değerlendirildi.
Gastronominin geçmişi anlamak ve aktarmak için yaşayan en güçlü arşiv olduğunu belirten Dilsiz, “Gastronomi, tarihin yenebilir halidir” diyerek mutfak kültürünün turizm ve kültürel diplomasi açısından stratejik bir güç olduğunu ifade etti.
Odatv.com






